Bozma Moralini....

 Ne kadar değişik değil mi? Hepimiz zayıflamak istiyoruz ama beceremiyoruz...
Aşırı kilolu bir şekilde hayatımıza devam etmeye çalışıyoruz... Hele sağlık problemlerimiz kapıda sırıtarak bizi beklerken nasıl oluyor da hala sabit ve hareketsiz kalabiliyoruz? Bir adım bile atmıyoruz...
Cevabı çok basit: MORALSİZLİK

Moralsizliğin nereden kaynaklandığını anlatacak değiliz, sizler gibi ben de veya benim gibi sizler de aynı şeyleri yaşıyoruz. İnanın bana eğer var ise 1800 lü yıllarda bile aşırı kilolular aynı şeyleri yaşıyor ve hissediyordurlar. Eğer varsa tabi...

Hani bazen iki kere iki dört eder gibi çok basit bir çözüm vya mantıkla deriz ya kendi kendimize: "Yemek yemeyeceğiz, yediğimizden fazlasını yakacağız ve işlem tamam olacak..." Nerdeeeeeeeeee........

Çok sıkıldık be... Artık adım atacak dermanımız kalmadı, moralimiz mi kalmadı deseydik yoksa? İradesizliğin bu kadarı da olmaz ki değil mi? Hele benim gibi iradenizi bir de sigara içerek yerin dibine batırıyorsanız yarın öbür gün artık tokmakla mı yoksa davulla mı girer içeriye hastalıklar..  Bile bile ölüme... Bile bile hastalıklara davetiye...

Git kardeşim, doktora git, diyetisyene git, başının çaresine bak mı diyorsunuz? Ya da böyle diyorlar bize ve en çok iç sesimiz bize böyle diyor mu? Gittik de ne oldu mu diyeceksiniz? Ama ben gidememiştim, çok yeni gittim...

İstanbulda doktora gitmek çok yorucu oluyor... Hastanelerde sıra bulabilmek, kuyruk beklemek, muayene kuyruğu, tahlil kuyruğu, sonuç gösterme kuyruğu... Bunları düşündükçe düşünme anında vaz geçiyoruz doktora gitmekten, nasılsa diyet yap diyecek, liste verecek, falan filan, biz en iyi diyetleri biliyoruz ya... Kendimizin doktoruyuz ya... Ben yıllardır böyle yaptım. O kadar yoruyor ki beni hastaneler, kalabalık, sıra beklemeler... Gözümde o kadar büyüyor ki... Herkesin öyledir mutlaka, herkes istemiyordur, ama bizim gibi aşırı kilolularda bu isteksizlik bence 100 katı...

Hastaneye gitmiyorsan Karacaahmete git yer ayır o zaman mı diyorsunuz? Sonumuz böyle olacak sanki.... Allah Korusun...

Anlayın işte, başkalarının kolayca yapabildiği hastaneye gitme olayı bile ne kadar zor geliyor, ne kadar gözümüzde büyüyor. Neden? MORALSİZLİKTEN...

Üç nokta. Hem de şişmanca üç nokta koyuyorum buraya...

Eee, sonuç ne? Ne mi demek istedim şimdi?
Valla o kadar moralsizim ki... Sonucunu yazamıyorum, bir dahaki sefere inşallah...

TAM 3,5 kilo vermişim





Merhaba Sevgili Ziyaretçilerimiz,

Öncelikle RAMAZAN AYIMIZ MÜBAREK OLSUN.
Bu ayda bizim gibi obezler çok çok dikkatli olmalı.
İftar ve sahurda çok fazla yememeli ve içmemeliyiz.
Gerekirse bu aya yönelik bir diyet listesi hazırlayalım kendimize.

Ben her Ramazan kilo almışımdır. Bakalım bu Ramazanda neler olacak.
En son 13 Haziranda tartılmıştım, bugün Ramazan'ın 1 gününde tekrar tartıldım.
166.8 - 163,3 = 3,5 kilo, tam tamına 3,5 kilo vermişim.




DİŞ EKSİKLİĞİ KİLO ALDIRIYOR

Evet, evet... Bulduk sonunda neden kilo aldığımızı.... Diş eksikliği bize çok kilo aldırmış ta haberimiz yok...

Ağzımızda diş kalmamış, çiğneyemiyoruz, çiğneme fonksiyonunu yerine getiremiyoruz... Sindirim ağızdan başlar, tükürük bezlerinin çalışması, iyice çiğneme, her lokmayı en az on on beş kere çiğneme.. Nerde bunlar? Yok değil mi? Siz de benim gibi çiğnemeden lumbur lumbur yutuyorsunuz değil mi?

İyice çiğneyebilseydik, yani her lokmayı en az on onbeş kere çiğneseydik, yavaş yemiş olurduk, sindirim ağızda iyice bir başlamış olurdu ve doygunluk hissi daha bir çabuk gelirdi. Gözümüz doymazdı belki ama, doyardık ve fazla da yemezdik.

Uzun süreli diş eksikliğiniz varsa neden zayıflayamıyorum, neden şişmanın vs. demeyin arkadaşlar. Hemen en yakın diş doktoruna, artık diş doktorundan korkuyorum vs. deme lüksünüz de kalmadı.... Paşa paşa oturacağız o diş koltuğuna... (Sığarsak tabi....) Sonra doktor şöyle bir bakacak, nerdesin sen? Ağzında diş kalmamış diyecek. O yüzden bu kadar kilo almışsın haberin yok vs.. O klasik sözler, tavsiyeler falan.... Amaaaan, çok dinledik bunları değil mi. Tavsiye ve öğüt vermek kolay, bir de bize sorun. En kral diyet çizelgelerini, egzersiz programlarını iki dakikada söyleriz... önemli olan uygulayabilmek...

İşte uygulamaya geçiyoruz, tepeden tırnağa kendimizi seveceğiz... Önce DİŞ DOKTORUMUZU ziyaret edeceğiz. Kime gitsek acaba? Seneler oldu gitmeyeli... 

Sadece kilo değil, hazımsızlık ve bağırsak problemine de sebep oluyor bu dişler, yok be arkadaş, gerçekten tamam... Gideceğim şu diş doktoruna, gerekirse acı çekeceğim, iğnelere katlanacağım, kanal istanbul tedavilerine gireceğim, üçüncü köprüler damaklarımızda yapılacak ama, şu dişlerim tamam olacak, diş eksiliğine elveda... 

Sonra bakarsın reklamlara çıkarız, sağlıklı dişler, mutlu gülücükler... 
Ama biz şöyle deriz: Sağlıklı zayıflamak, sağlıklı dişler ile başlar....

KENDİMİ SEVİYORUM

"Sevgi herşeyin başlangıcıdır"
Sabahattin GENCAL

Bugün babam ile telefon konuşmamızda bu cümle geçti.
Kendimi seviyorum dedim kendi kendime. Artık zayıflamak istiyorum.
Babamın tavsiyelerine uyacağım, bu hafta ortopedist doktora muayene oldum, diz ve ayak bileklerimin rontgen filimleri ve sağ sol bacak renkli dopler ultrasonlarımı çektirdim. Salı günü doktoruma kontrole gideceğim. Bakalım ne olacak?

Amaç; diz ve ayak bileklerindeki ağrıları azaltıp, güçlendirmek ve yavaş yavaş yürüyüşlere başlayabilmek.
Doktorumun tavsiyelerine uyacağım. Salı günü bunları da aktaracağım sizlere.

Babam bundan sonra dişlerini hallet dedi. Çok haklı, uzun yıllardır çok ihmal ettim dişlerimi ve doğru dürüst çiğneyemeden lümbür bümbür yuttum ağzıma attığımı, çok hızlı yemek yedim, anlamadan çok yedim, sindirim sistemime zararlar verdim , çok kilo aldım. Ortopedi den sonraki gideceğim yer diş doktoru...

Aşağıdaki resimleri özellikle çektirdim. Motivasyonumu arttırmak için. En son 8-9 ay önce 165 kiloydum , evde Tayvan dan aldığım elektronik kantarın pilini değiştirirken tırnağını kırdığımdan 8-9 aydır tartılamıyordum. Diyet yapmaya başlama aşamasındayım. Hani derler ya milletvekili aday adayı. Ben de diyet yapmaya karar verme aşaması aday adayıyım. Kilo kontrolü yapmaya çalışacağım. Sık sık tartılmayacağım, ayda bir kere kumaş kantarında tartacağım kendimi. 400 kilo tartabilen bu kantar hassas derecede tartabiliyor.

Bakalım kaç kiloyum bugün: Tam 166,8 kg.....
Bir ay sonra bakalım kaç gram vermiş olacağım :)))







































Monoton Yaşam Tarzımızı Değiştiriyoruz

Merhaba,

Bahar geldi kilolarımızı daha fazla düşünmeye başladık değil mi? Yazlık kıyafetleri kışlıklar ile değiştirince neler fark ettiniz? Hiç birinin içine giremiyorsunuz, masraf kapıda, neler almamız lazım neler...

Masrafından geçtik, kim uğraşacak o ufacık kabinlerde kıyafet denemelerle... Bu mağaza sahipleriyle konuşmak lazım, bizler için gayet geniş ve ferah, içinde dinlenme koltukları olan, havalandırması çok güçlü, havlu peçete ve kolonya vs. kolay ulaşılabilir, soğuk su servisi olan kabinler... İnanın böyle bir işletmede ne bulursam alırım ben. O ufacık kabinlere mahkum etmek ve hem de büyük beden satıyorum demek. Bunun gibi işletmeler boşuna kürek çekiyorlar...

İnsan ister istemez mahsunlaşıyor, neden şişmanım, neden zayıflayamıyorum diyor. Neden indirimde olan onlarca mağazalardan alış veriş yapamıyorum, bir elin parmağı kadar mağazaya mahkum oluyorum diyor.

Bedenimize uygun birşey bulduğumuzda da deli kızın çeyizi gibi aynı üründen ne kadar renk varsa alıyoruz.... Yeterki sığalım içine.

Artık obez kelimesi de bize yetmemeye başladı, ultra obez, mega obez falan olduk. Daha da devam ediyoruz şişmanlamaya... Nerede son bulacak onu da bilmiyoruz.

Bugün bir şey fark ettim. Sizinle paylaşayım dedim.
Doktorumun yanından çıktım, eczaneye doğru yavaş adımlarla ilerlerken daha önce onlarca kez geçtiğim caddede yeni yeni dükkanların açıldığını gördüm. (Hele bir dönerci açılmış....) Neden bunları daha önce görmemişim. Neden olacak harala gürele o kadar hızlı bir yaşam içindeyiz ki. Oradan oraya koşuşturmaktan zaman yok gezmeye, gezinmeye... Yavaş adımlarla çevremize dikkat ederek yaşayamıyoruz ki... Monotonluk içinde şişmanlamaya devam ediyoruz...

Varsın birkaç dakika geç gidelim işimize, koşuşturmacaya son... Erken kalkalım ve yavaş adımlarla yürüyerek gidelim her zamankinden farklı bir durağa... Bir durak önce ya da bir durak sonra olsun. Her zaman bize söyledikleri bu cümlelerdi aslında... Neden anlamıyorduk şimdiye kadar? Yanlış anlattılar da ondan. Burada amaç her gün içinde kavrulduğumuz semtimize daha iyi bakmak olsun. Obez insanlar çevreleriyle az ilgileniyorlar mı acaba?

Bir de internet... Maşallah sosyal ağ, paylaşım siteleri, bir sürü arkadaş.... Teknoloji çok gelişti, oturduğumuz yerden onlarca arkadaşımızla temasa geçebiliyoruz, kakara kikiri... Neden bir gün dahi olsa şurada buluşalım vs demiyoruz... Oraya gidip gelmek bile zor geliyor değil mi? Enerji sar etmesini sevmiyoruz.

Obezler çok iyi tasarrufçudurlar. Hareket ekonomisini çok iyi bilirler. Hayatları ısraf etmenin kötü birşey olduğunu öğrenmekle geçmiştir. Ekonomi, tasarruf, israf etmeme... Her şeyde bu yaşam tarzını bnimsediklerinden yemek yemede de tasarruflu bir hal mi alıyorlar. Ekonomi zenginleştirmesi gibi... Ne kadar az hareket edersek o kadar az yakarız enerjimizi, ziyan etmeyiz... Tasarruflu kullanırız...

Monotonluktan kurtulmalı ve beden enerjimizi savurganca kullanmasını öğrenmeliyiz...

ELVEDA ŞEKER

Şekerin suç dosyası kabarık. Kurbanları arasında karaciğerden tutun beyne kadar birçok organ var. Bilimin şimdiye kadar tespit ettiği suçları okuyunca bir daha şeker yemek istemeyeceksiniz. 

  • 1. Şeker kanser hücrelerinin en çok sevdiği şeydir. 
  • 2. Şeker bağışıklık sisteminizi zayıflatabilir. 
  • 3. Şeker vücudunuzun mineral dengesini bozabilir. 
  • 4. Şeker çocuklarda hiperaktivite, endişe, dikkat bozukluğu ve huysuzluğa sebep olabilir.
  • 5. Şeker çocuklarda uyuşukluğa sebep olabilir.
  • 6. Şeker çocukların okul başarısını olumsuz etkileyebilir.
  • 7. Şeker trigliserit seviyesinde belirgin bir artışa sebep olabilir.
  • 8. Şeker bakteri enfeksiyonlarına karşı savunma sistemini zayıflatabilir.
  • 9. Şeker böbreklere hasar verebilir.
  • 10. Şeker krom eksikliğine yol açabilir.
  • 11. Şeker bakır eksikliğine yol açabilir.
  • 12. Şeker kalsiyum ve bakır emilimini engeller.
  • 13. Şeker meme, yumurtalık, prostat ve rektum kanserine yol açabilir.
  • 14. Şeker kadınlarda daha büyük risk oluşturmak üzere, kolon kanserine sebep olabilir.
  • 15. Şeker safra kesesi kanseri için risk faktörü olabilir.
  • 16. Şeker gözleri bozabilir.
  • 17. Şeker serotonin seviyesini yükseltir; bu da kan damarlarını daraltabilir.
  • 18. Şeker Hipoglisemiye sebep olabilir.
  • 19. Şeker midenin asidik olmasına yol açabilir.
  • 20. Şeker çocuklarda adrenalin seviyesini artırabilir.
  • 21. Şeker koroner kalp hastalığı riskini artırabilir. 
  • 22. Şeker ciltte kuruma ve saç beyazlamasına yol açarak yaşlanma sürecini hızlandırabilir.
  • 23. Şeker alkol bağımlılığına yol açabilir.
  • 24. Şeker diş çürüklerini artırabilir.
  • 25. Şeker kilo alımı ve aşırı şişmanlığa katkıda bulunabilir.
  • 26. Yüksek miktarda şeker yemek Crohn’s hastalığı ve ülseratif kolit riskini artırır.
  • 27. Şeker kireçlenmeye sebep olabilir.
  • 28. Şeker astıma sebep olabilir.
  • 29. Şeker mantar enfeksiyonlarına sebep olabilir.
  • 30. Şeker safra taşı oluşmasına yol açabilir.
  • 31. Şeker böbrek taşı oluşmasına yol açabilir.
  • 32. Şeker iskemik kalp hastalığına yol açabilir.
  • 33. Şeker apendisite yol açabilir.
  • 34. Şeker Multipl Skleroz (MS) hastalığının belirtilerini şiddetlendirebilir.
  • 35. Şeker dolaylı olarak hemoroide yol açabilir.
  • 36. Şeker damarlarda varise yol açabilir.
  • 37. Şeker osteoporoz oluşumuna katkıda bulunabilir.
  • 38. Şeker salya asiditesine katkıda bulunabilir.
  • 39. Şeker insülin sensitivitesinde düşüşe sebep olabilir. 
  • 40. Şeker glikoz toleransının düşmesine sebep olur.
  • 41. Şeker büyüme hormonunu azaltabilir.
  • 42. Şeker toplam kolesterolü artırabilir.
  • 43. Şeker sistolik kan basıncını artırabilir.
  • 44. Şeker gıda alerjilerine sebep olur.
  • 45. Şeker diyabet oluşumuna katkıda bulunabilir.
  • 46. Şeker hamilelikte kan zehirlenmesine yol açabilir.
  • 47. Şeker çocuklarda egzama oluşuma katkıda bulunabilir.
  • 48. Şeker kardiyovasküler hastalığa sebep olabilir.
  • 49. Şeker DNA yapısını bozabilir.
  • 50. Şeker katarakta sebep olabilir.
  • 51. Şeker amfizeme sebep olabilir.
  • 52. Şeker ateroskleroza sebep olabilir.
  • 53. Şeker serbest radikal oluşumuna sebep olabilir.
  • 54. Şeker enzimlerin işlevselliğini düşürür.
  • 55. Şeker karaciğer hücrelerinin bölünmesine sebep olabilir; bu da karaciğerin boyutlarını büyütür.
  • 56. Şeker karaciğerde yağ miktarını artırabilir.
  • 57. Şeker karaciğerde patolojik değişimlere yol açabilir.
  • 58. Şeker pankreasa zarar verebilir.
  • 59. Şeker kabızlığa sebep olabilir.
  • 60. Şeker miyopluğa sebep olabilir.
  • 61. Şeker hipertansiyona sebep olabilir.
  • 62. Şeker migren de dahil olmak üzere baş ağrılarına sebep olabilir.
  • 63. Şeker beyin dalgalarını artırabilir; bu da beynin düşünme kabiliyetini zayıflatır.
  • 64. Şeker depresyona sebep olabilir.
  • 65. Şeker hormonal dengesizliğe sebep olabilir.
  • 66. Şeker Alzheimer’s hastalığı riskini artırabilir.
Kaynak : http://www.ogretmendiyari.com/haber_detay.asp?haberID=545

Öğretmenler Günün Kutlu Olsun Babacığım


Ayakların titremesinin ne demek olduğunu o merdivenlerden çıkarken anlamıştım. Kalbin yerinden çıkacak gibi olması, tansiyonların çıkması veya düşmesi... Marmara Üniversitesi Göztepe Kampüsü, Final Sınavları sonuçlarına bakmak hiç bu kadar zor olmamıştı benim için... Son iki dersimden geçebilmiş miydim acaba?

İsim listesinde kendi ismimi bulduktan sonra parmağımı sağ tarafa kaydırırken ettiğim dua... Allahım inşallah geçmişimdir... Daha sonra hamd olsun, şükürler olsun diyerek, mutluluk gözyaşları, kimseye göstermeye çalışmadan ... Acaba doğru mu gördüm diye ikinci kez bakmak... Evet evet, sonunda mezun  oldum işte...  Koşar adımlarla iki kat aşağıya inmek ve kontürlü telefondan evi aramak. Müjdeyi vermek... Annecim altın bileziği taktım koluma.... Allah herkese böyle güzel sevinçler yaşatsın inşallah...

Benim zamanımda öyle KPSS sınavı falan yoktu, okuldan mezuniyet belgemizi aldık, İl Milli Eğitim Müdürlüğüne gerekli müracatları yaptık. Üç il seçme hakkı verildi, vatanın her tarafına, Türk Bayrağının dalgalandığı her yere giderim... Bir ay sonra aynı heyecanı bu sefer İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğünde yaşadım. Çok şükür İstanbul ili çıkmıştı... Bu sefer aynı şekilde üç ilçe seçtik... Bir hafta sonra ise evime en yakın okulun çıktığını öğrenmem şükrüme şükür katmıştı... 

O ilk gün, okula gidip mesleğe başladığım ilk gün, okul idarecileri, öğretmen arkadaşlarım ve o heyecanım... Ve o ilk dersim... Unutulmamalı bunlar değil mi? O ilk dersimi hangi sınıfa vermiştim acaba? Karşımdaki ilk öğrencilerim kimdi acaba, neler anlatmıştım, nasıl geçmişti... Maalesef bu kadar yıldan sonra unutuyor insan... Her derse ilk dersim gibi giriyorum ben, ondan mıdır acaba???

Hani bazı anlar vardır, şöyle bir bakarsınız geçmişe, kocaman yıllara... Gözyaşlarım damlıyor şu anda klavyenin üstüne. Bunlar mutluluk gözyaşları mı, acı gözyaşları mı? Neden soruyorum ki kendime??? Tam on beş sene geçmiş, aynı okulda, aynı mahallede... Tüm öğretmen arkadaşlarım ve idarecilerim değişti artık. Çoğunu emekli ettik, kimileri başka okullara tayin oldular, kimilerini de görevleri esnasında toprağa verdik gözyaşlarıyla... Bu vesile ile canım öğretmen arkadaşlarıma tekrar rahmet, ailelerine baş sağlığı diliyorum, mekanları cennet olsun. Başka okullarda görev yapan arkadaşlarım, emekli olan arkadaşlarım, kendilerinden çok şey öğrendiğim, abi abla, kardeş olduğumuz öğretmenlerim benim, ve vatanın her köşesinde, Türk Bayrağının dalgalandığı her yerde büyük bir mücadele içerisinde olan öğretmen arkadaşlarım hepimizin öğretmenler günü kutlu olsun...

Anneciğim, Babacığım sizlerin de öğretmenler gününü kutlar, hürmet ve saygıyla, anlatamadığım, yazamadığım duygular ile ellerinizden öperim. Klavye üzerinde ıslanan parmaklarımı görüyorsunuz eminim... Duygularımı çok iyi anladığınıza eminim...

Evet, "Öğretmen bir Bahçıvandır" sevgili babacığım, bu sabahki yazınızı okuduğumda çok mutlu oldum, çok duygulandım.
 http://sabahattin-gencal.blogspot.com/2012/11/bir-emekli-ogretmenden-ogretmen-ogluna.html 
Hatta artık öğretmenler birer tezgahtar, pazarda limon, çorap satıcısı, taksi şöförü ve değişik meslek erbapları da olabiliyorlar, ama maalesef hesap uzmanlığını beceremiyorlar...

Maalesef eskiden sahip oldukları maddi manevi değerlere sahip değiller. Toplum içinde hem madden, hem manen mum gibi eriyip gidiyorlar....Kurda kuşa, çakala yem oluyorlar, namerde muhtaç oluyorlar... Büyük bir gerileme dönemindeler... Birilerinin dediği gibi yan gelip yatıp maaş alıyorlar...
Çok sert ve fütursuz demeçlerle hatta cezalarla yüzleşiyorlar... Yeri geliyor hor görülüyorlar, ikinci sınıf insan, üvey evlat muamelesi görüyorlar. Neler var neler, hep olmuştur tabi, şimdi de olacaktır ama bir şey söyleyeyim mi? Bilirsiniz hiç ilgilenmem bazı konularla ama içinde yaşadığım için çok iyi hissedebiliyorum bu geçen on beş sene zarfında dahi öğretmenler uçurumun kenarına iyice yaklaştılar...

Mr. Thomas ve Bayan Lee ile ilgili gözlemlerimi anlatmıştım size. Onların hangi şartlara sahip olduklarını, senelerdir Avrupa ve Dünya ile karşılaştırıldık ya...Tam yedi ülkede hangi okulu ziyaret ettiysek yok birbirlerinden farkları. Ayna tutamadık buradaki yetkililere suç bizde mi acaba... Paylaşmadık orada gördüklerimizi, konuştuklarımızı, okulunda evinde misafir olduğumuz yabancı öğretmenlerin çektikleri, yaşadıkları...
Onların problem ettikleri ve bizim problemlerimiz... Karşılaştırmalı Dil Bilgisi dersim geldi şimdi aklıma nedense. Boşuna 90 la geçmemişim bu dersten :) Uzatmama hiç gerek yok değil mi? Bu anlattıklarım benim elimde olan bir şey değil, olmayacak ta hiç zaten... Olamayacak... Birileri bir yerde bir şeyler yapıyor zaten...

Peki nasıl olacak babacığım? Nasıl geri gelecek kaybettiklerimiz? Nasıl yerine konacak elimizden uçup gidenler? Allah beterinden korusun elbette, olumsuza doğru freni boşalmış bir araba gibi hızla gidiyoruz... Hepsi bizim suçumuz...

Hepsi öğretmenlerin suçu... Dolmabahçe Sarayında kocaman salonlarda oturan öğretmenlerin suçu... Çankaya Köşklerinde 81 vilayetten gelen öğretmenlerin suçu... Çünkü öğretmen kalbi isyanı hiç içine almadı, çünkü öğretmen aklı ölene kadar bir şeyler öğretebilirim diye didindi durdu... Öğretmen gibi düşünüp, öğretmen gibi duygularıyla davrandı... Tüccar olamadı, ya da bir katil... Hani bazen şu Erzurum'daki okul müdürü aklıma gelmiyor değil... Adamın söylediklerinde doğruluk payı da yok değil hani... :))

Öğretmen ile ilgili binlerce söz, öğretmenler günü ile ilgili binlerce kutlama, etkinlik... Birisi de çıkıp halini hatırını sormadı ki öğretmenin. Hep sırtımız sıvazlandı... Günü birlik yüzümüze gülündü o kadar. En tepeden en tırnağa herkes mi anlaşmış gibi aynı davranabilir. Bu kadar mı önemsizleştirildi bu olay... Bu kadar mı en yakınların bile değersiz görür bu mesleği... Bu kadar mı ayağa düşer...

Öğretmen harici herkes konuşsun, onun adına kararlar verilsin, kanunlar çıkarılsın... Milli densin adına üstelik. Milli Eğitim değil artık baba, Milli Çöküş.... Maalesef Milli Çöküşümüz çoktandır başladı... Ben bile sadece on beş sene içinde bunları söyleyebiliyorsam... Siz ne kadar üzülüyorsunuz demek ki....

Gerçekleri Tarih yazar, tarihi de Galatasaray... Ben Trabzonspor'un yazmasını istiyorum... :)) Ormanda beyaz atıyla gezen prenslerin sayısı arttı... Tüccar zihniyet hakim oldu maalesef, hem verilmedi, hem borçlandırıldı... Düşünmek ne kelime, hele aklını kullanmak... Öğretmen koşuşturmacadan bir saniye boş kalamadı ki... Bırakmadılar, ne kendiyle baş başa bıraktılar, ne fırsat verdiler... Ezdikçe de eziyorlar... Bir dilim ekmek peşinde koşturuyorlar hala...

Birlik beraberlik olamadı, sendikalar suni gübrelerle beslendi, birbirine düşman edildi öğretmenler... Layık görülmedi hiç bir şeye... Sadece kırk yık köleniz oluruz dendi, kırk kuruş vermeyiz ama... Dedim ya birbirine düşürüldü... En önemlisi bu babacığım... Öğretmenin en büyük düşmanı öğretmen oldu... Başkaları da kolayca at koşturdu... Hem de orman içinde... Hem de beyaz at... 

Pes etmek nedir bilir misiniz babacığım? Hiç pes etmediniz değil mi? Öğrencilerinize de pes etmeyi öğretmediniz...Pes eden, iflas eden zamanımız öğretmenleri de öğretmiyor belki ama... Her halimizden belli olmuyor mu artık...

Çankaya Köşklerinde, Dolmabahçe Saraylarında, Valilik Konaklarında sırtımızı sıvazlayan eller... Çok az kaldı çok...Öğretmenler sizin ellerinizi kıramadı, kıramıyor belki... Ama emin olun çok az kaldı... Biz dayanamıyoruz yine öğretelim istiyoruz, öğretmenlikten vazgeçemiyoruz, uyarıyoruz... Oğlum Bak Git diyesimiz geliyor, pılını pırtını topla git.... Hemen git, şu an bırak git... Git de rahat etsin şu öğretetmenler, git de rahat eden öğretmenler sayesinde yeni bir nesil doğsun artık....

Alnımızda bilgilerden bir çelenk olsun, sonra mezarımıza çelenk koymuşsunuz ne fayda...

8-C unutma : Keşke kolumu kırsaydı Ahmet Hocam diyeceksiniz... Kol kırığı bir ayda geçer... Ama bir ömür boyu yaşayacaksınız....

Ağaçları budamanın zamanı geldi babacığım... Ayşe Tatile Çıkabilir...

Ahmet GENCAL
24 Kasım 2012 - İstanbul