2 Şubat 2017 Perşembe

Algıda Seçicilik

Şubat Tatili bitti neredeyse.... :(

Ne mi yaptım. Tabiri caizse, hiç bir şey...

İki kere market için, bir kere de doktora gitmek için evden çıktım. Bilgisayar başında pinekledim durdum...

Zayıflamak konusunda, algıda seçicilik başladı bende. Demin bir haber gördüm. Pelin Öztekin tam 90 kilo vermiş... Helal Olsun.

Spor yapıyormuş, düzenli spor...

Tüp mide ameliyatı olsam mı olmasam mı diye araştırırken, bu ameliyattan sonra düzenli spor yapmanın şart olduğunu okumuştum bir yerlerde.

Ben ve spor yapmak... Güldüm şimdi...


Ağlanacak halime gülüyorum, biliyorum, ama irade konusunda çok zayıfım. Hem de çok. Dedim ya, üç kere dışarı çıkmak ne demek.

Sosyal medyadan izliyorum, millet fellik fellik geziyor, Türkiye kazan onlar kepçe, dağ, dere, tepe... Maşallah, ne enerji. ben onların resimlerini takip ederken yoruluyorum...

Kafamı kaldırdım ve üstteki resme baktım. Hani olur ya, bir an kendimi zayıf hayal ettim. Ben de böyle resim falan çektirmişim hani... Vay be dedim, kendi kendime..

En çok neyi severim bilir misiniz, tokalı kemerleri... kalın tıkalı kemerleri..
Düşünsenize, göbek yok, ve kalın kemer tokanızı görebiliyorsunuz.... :) :)

Bu günlerde her yerlerde "Neden aklınızı kullanmıyorsunuz?" mealinde yazılar okuyorum. Sonra aklıma geldi, aklını kullanmak önemli tabi, ama daha önemlisi iradeyi kullanabilmek.

Aslında irade denen şey iyice öğrenilmeli, önce benim tarafımdan tabi...

Evde oturunca hep bir şeyler yemek istiyor insan biliyor musunuz? Kilo aldım bu on günde kesin...

İrade konusunda derin okyanuslara dalmam lazım.

Önceden demiştim ya, ben internete "Derin Okyanus" diyorum.
Çoğunlukla içinde boğulduğum, iki üç kulaç sonra kendimi kötü hissettiğim, aşağılık kompleksimin tavan yaptığı çok "Derin bir Okyanus"....

"İrade, iradeli bir şekilde geliştirilmelidir."
Ahmet GENCAL 


31 Ocak 2017 Salı

Ameliyat mı?

Merhaba,

Uzun zaman sonra tekrar yazmak güzel. Keşke moraller de güzel olsaydı...

Zayıflayamadık vesselam...

Bugün Kalp Damar cerrahisi doktoruna gittim. Doktora gitmeyi hiç sevmem. Mecbur kalmadıkça da gitmem. Ama Sol bacağımdaki varis, daha doğrusu varis damar fışkırması on gün önce kanama yaptı.

Doktorum daha önceden tembihlemişti. Bu damar fışkırması tehlikeli, her an patlayabilir. Her tarafa basınçla fışkırır, korkma sakın. Soğukkanlı ol, üzerine sertçe tampon yap, hemen Acil Servise git ve dikiş attır....

Hep aklımda olan bir şey. Saatli bomba gibi, düşünsenize. Allah beterinden korusun tabi ama, korkuyor insan...

İşte 10 gün önce sabah bir kalktım, çarşaf, yorgan kan içinde. Gece kanama yapmış, fışkırma falan yok ama. Normal gözüküyordu. Sonra kabuk bağlamaya başladı, damarın üstü kabuk tepesine dönüştü resmen... Demek ki azar azar benim fark edemediğim anlarda kanıyor, ve vucüt hemen kabuk ile örüyor kanamalı bölgeyi...

Neyse, bugün doktor kontrol etti, şöyle dikkatlice bir baktı. Aynı şeyleri söyledi, sabah akşam kullandığım ilacımı değiştirdi, eski ilaç üretilmiyormuş artık. Sonra yeni bir krem yazdı. Dikkatli ol diye tembihledi...

İşin doğrusu, o anda, neden bu kadar önemsemiyor, diye geçti içimden. Sadece, kabuğu kopartma sakın, kendi kendine düşsün dedi... Allah Allah dedim. Tekrarladı doktor, Acil Zayıflamalısın.

Daha önce 100 kilonun altına düşersen ancak o zaman varis ameliyatı olabilirsin. Aksı takdirde emboli riski var, yani pıhtı atma... Yıl geçti, belki iki yıl geçti gram zayıflayamadım...

Bugün doktorum şöyle dedi. Hastanemizde artık tüp mide ameliyatı da yapılıyor. Genel Cerrahiden gün al, ve bir düşün bu ameliyatı...

Ben hiç istemiyorum. Çevremde ve yakınlarımda bu ameliyatı olan var. Ama nedense tüp mide ameliyatı soğuk geliyor bana...

Kapalı ameliyatmış, kolaymış, çok fazla kişiler var zayıflayan. benden daha şişman olup ta çok zayıflayanlar varmış. 

Şişmanlık her konuda etkiliyor bizleri. Yaşımız genç, şu anda anlamıyoruz. Ama inanın seneden seneye hareket kabiliyetimizi engelliyor. Eklem yerlerim ağrıyor... Artık daha yavaş yürüyorum. Ağrılarım çok. Ayak bileklerim ve diz kapaklarım....  Neden anlatıyorum ki... 

Neyse, bu yazıyı yazacağım ya, resim de koyarım yanına diye, google da varis yazdım, görsellere bakayım, resim seçerim dedim... Aman Allahım.... Neler var öyle.... beterin beteri var, halimize şükürler olsun... Demek ki o yüzden doktor bey sadece dikkatlice baktı... Adamın da günahını aldık.... 

Acil, hem de çok acil zayıflamalı. O resimleri gördükten sonra var ya...

Allah bütün hastalara acil şifalar versin.

Siz siz olun, bir gram bile kilo almayın sakın. Sonra çok zor oluyor, hele orta yaşlardan sonra çok çok zor kilo veriliyor...

Hayırlı Günler mi desem, Zayıflı Günler mi.... ?
En iyisi Kilosuz Günler diyelim...

Yok olmadı, bu kapanışı sevmedim.... Bildiğimiz gibi veda edelim. 
Bundan sonra öyle bir yıl, iki yıl beklemeyeceğim. Daha sık yazarım...
Mecburen daha sık yazmalıyım, mecburen zayıflamalıyım...

Mecburen mecburen diye bir şarkı vardı değil mi?
hadi onu ekleyelim bu sefer. Değişik bir kapanış olsun.... :)



9 Şubat 2014 Pazar

Bozma Moralini....

 Ne kadar değişik değil mi? Hepimiz zayıflamak istiyoruz ama beceremiyoruz...
Aşırı kilolu bir şekilde hayatımıza devam etmeye çalışıyoruz... Hele sağlık problemlerimiz kapıda sırıtarak bizi beklerken nasıl oluyor da hala sabit ve hareketsiz kalabiliyoruz? Bir adım bile atmıyoruz...
Cevabı çok basit: MORALSİZLİK

Moralsizliğin nereden kaynaklandığını anlatacak değiliz, sizler gibi ben de veya benim gibi sizler de aynı şeyleri yaşıyoruz. İnanın bana eğer var ise 1800 lü yıllarda bile aşırı kilolular aynı şeyleri yaşıyor ve hissediyordurlar. Eğer varsa tabi...

Hani bazen iki kere iki dört eder gibi çok basit bir çözüm vya mantıkla deriz ya kendi kendimize: "Yemek yemeyeceğiz, yediğimizden fazlasını yakacağız ve işlem tamam olacak..." Nerdeeeeeeeeee........

Çok sıkıldık be... Artık adım atacak dermanımız kalmadı, moralimiz mi kalmadı deseydik yoksa? İradesizliğin bu kadarı da olmaz ki değil mi? Hele benim gibi iradenizi bir de sigara içerek yerin dibine batırıyorsanız yarın öbür gün artık tokmakla mı yoksa davulla mı girer içeriye hastalıklar..  Bile bile ölüme... Bile bile hastalıklara davetiye...

Git kardeşim, doktora git, diyetisyene git, başının çaresine bak mı diyorsunuz? Ya da böyle diyorlar bize ve en çok iç sesimiz bize böyle diyor mu? Gittik de ne oldu mu diyeceksiniz? Ama ben gidememiştim, çok yeni gittim...

İstanbulda doktora gitmek çok yorucu oluyor... Hastanelerde sıra bulabilmek, kuyruk beklemek, muayene kuyruğu, tahlil kuyruğu, sonuç gösterme kuyruğu... Bunları düşündükçe düşünme anında vaz geçiyoruz doktora gitmekten, nasılsa diyet yap diyecek, liste verecek, falan filan, biz en iyi diyetleri biliyoruz ya... Kendimizin doktoruyuz ya... Ben yıllardır böyle yaptım. O kadar yoruyor ki beni hastaneler, kalabalık, sıra beklemeler... Gözümde o kadar büyüyor ki... Herkesin öyledir mutlaka, herkes istemiyordur, ama bizim gibi aşırı kilolularda bu isteksizlik bence 100 katı...

Hastaneye gitmiyorsan Karacaahmete git yer ayır o zaman mı diyorsunuz? Sonumuz böyle olacak sanki.... Allah Korusun...

Anlayın işte, başkalarının kolayca yapabildiği hastaneye gitme olayı bile ne kadar zor geliyor, ne kadar gözümüzde büyüyor. Neden? MORALSİZLİKTEN...

Üç nokta. Hem de şişmanca üç nokta koyuyorum buraya...

Eee, sonuç ne? Ne mi demek istedim şimdi?
Valla o kadar moralsizim ki... Sonucunu yazamıyorum, bir dahaki sefere inşallah...